Skip to content
Site Araçları
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto-adjust screen resolution Increase font size Decrease font size Default font size
Bulunduğunuz Yer: Anasayfa arrow BASINDA YARIMADA arrow Çanakkale'de Şehit Vermeyen İller
Çanakkale'de Şehit Vermeyen İller

Çanakkale'de Şehit Vermeyen İller

Geçtiğimiz yıl “Çanakkale’de en çok şehit veren il” başlıklı yazı kaleme almıştık.

İlginçtir, yazıdan sonra, “Çanakkale’de hiç şehit vermeyen il var mı?” şeklinde çok sayıda e-mail geldi. Konuyu bu yönüyle hiç düşünmemiştim.

 Sözü hiç uzatmadan baştan söyleyeyim; Çanakkale’de hiç şehit vermeyen tek bir ilimiz bile yok…

Mademki Çanakkale Zaferi’ne bu kadar yoğun ilgi var, okuyucularımız da soruyorlar, o günden sonra konu üzerinde daha fazla yoğunlaşma ve Çanakkale şehitleri üzerine araştırmaları derinleştirme ihtiyacı hissettim..

Sözü hiç uzatmadan baştan söyleyeyim; Çanakkale’de hiç şehit vermeyen tek bir ilimiz bile yok…

Yazının sonunda yer vereceğim linklerde, il il tüm şehitlerimizin isimlerini bulabilirsiniz. Hem de köylerine varıncaya kadar…

 

Doğduğunuz köyün son 100 seneki geçmişi hakkında bilginiz varsa, ya da anne babalarınızdan 3–4 göbek önceki dedeleriniz hakkında bilgi sahibi olmuşsanız, kim bilir Çanakkale’de şehit düşen kendi akraba çevrenizden insanların da nerede şehit olduğunu buradan öğrenebilirsiniz.

 İstatistikî olarak bakıldığında Çanakkale’de verilen şehitlerin illere dağılımının çok orantılı olmadığı görülse de, onun da makul bir izahı bulunmaktadır.
Alttaki tabloya dikkat edilirse, istatistikî olarak bakıldığında Çanakkale’de verilen şehitlerin illere dağılımının çok orantılı olmadığı görülse de, onun da makul bir izahı bulunmaktadır. Aynı anda birçok cephede savaş veren Osmanlı Devleti, o günün ulaşım koşulları da dikkate alındığında (emek, zaman, ekonomik gerekçeler gibi nedenlerle) her cepheye asker sevkıyatını en yakın yerlerden yapmaya özen gösterdiği görülmektedir.

Mesela Bursa ve Balıkesir’den çok şehit verilmesi Çanakkale’ye yakınlıkla izah edilebileceği gibi, Kastamonu’dan çok şehit verilmesi de, Kastamonu’nun denize açılan kapısı olan İnebolu’dan İstanbul’a olan deniz yolculuğu kolaylığının da bunda etkisi olabilir. Nitekim Mustafa Kemal Paşa’da Anadolu’ya geçtiğinde çok kullanışlı olan ve mesafeyi epey kısaltan bu güzergâhı seçmişti.

Konuya bu açıdan yaklaşıldığında, Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz bölgesindeki vatandaşlarımızın örneğin Sarıkamış cephesinde, Güney ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yaşayan vatandaşlarımızın da yoğun olarak Mısır’daki Kanal, ya da Yemen veya Irak cephelerine sevk edilmiş olabileceği düşünülebilir.

Burada bir acı gerçek de ortaya çıkmaktadır ki; o da, bu konulardaki araştırmaların yetersizliğidir. Tarihine bu kadar ilgisiz kaç millet vardır acaba? Yazının sonunda, Çanakkale araştırmaları üzerine özel bir yayınevi kuran kıymetli bir ekibe aşağıda teşekkürümüz de olacak.

Şehit sayıları neden farklı…

Çanakkale Zaferi’nden söz edildiğinde merak edilen konulardan birini de, Çanakkale’de şehit olanların sayısıyla ilgili farklılık oluşturmaktadır. Şunun hemen altını çizelim; bu tartışmaların bir kısmı şehitliğin tanımından kaynaklanmaktadır. Askeri kaynaklarda yalnızca cephede ölenler şehit olarak kabul edilmekte, sonrasında ölenler ise şehit kabul edilmemektedir. Savaş sırasında her ne şekilde hayatını kaybetmiş olursa olsun, tüm kayıplar o ülkenin yitirilmiş beşeri sermaye tanımı içerisine girmektedir.

Konuya bu açıdan yaklaşıldığında, Çanakkale’de yitirdiğimiz beşeri sermayenin milletimize olan faturası tahmin edilenlerin çok ötesindedir. Üstelik yitirdiğimiz insanların eğitim düzeyleri dikkate alındığında kayıplarımız daha da derinleşmektedir. Zira ülkedeki eğitim düzeyinin oldukça düşük olduğu o dönemde savaşta kaybedilenlerin önemli bir bölümü eğitimli kesimden oluşmaktaydı. Lise çağındaki çocuklar bile “iş başa düştü” deyip kalemi bırakıp silaha sarılmak zorunda kalmıştı. Bir İngiliz generalinin şu sözleri konuya ışık tutması açısından önemlidir. “Çanakkale’nin İngilizler açısından kazancı, Türk milletinin okumuş aydın kesiminin şehit edilmesi, gençliğinin ve geleceğinin elinden alınmasıdır.” Adamların sevindiği şeye bakın. Türklerin geleceğini yetişmiş insan gücü açısından kararttık diye seviniyorlar. Anadolu insanının çeşitli nedenlerle okuma imkânının elinden alınmasını bir de bu zaviyeden değerlendirmenizi öneririm. Güncel tartışmalar dâhil…

Türk’e yapılan vahşet…

Söz Çanakkale’den açılmışken, o günkü tabloyu anlatan birkaç anekdota yer vermemek eksik olur. Çanakkale’de düşman askerlerinin sergilediği vahşete M. Niyazi Özdemir’in kaleme aldığı satırlarla bir örnek verelim. Aşağıdaki satırları okurken, bugün işgal altındaki diğer Müslüman coğrafyada yapılanları göz önünde tutmanızı da öneririm. Bakın bakalım değişen bir şey var mı? Şöyle yazıyor Sayın Özdemir;

Çanakkale Savaşı’nı Mehmetçik Burnu önlerine demir atmış ünlü Queen Elizabeth zırhlısından komuta eden Müttefik Orduları Başkomutanı Hamilton, cephenin durumunu inceleyip, askerlerle konuşup moral verdikten sonra, kurmay heyetiyle Hunter Weston’a veda ederken kıyıda dikilen esir alınmış 22 asker dikkatini çekti. Giyimleri, bakımlı olup olmadıkları onu ilgilendirdi; fena değillerdi.

 Değişik yerlerden bakan Türk askerlerinin gözünü yıldırmak için Yüzbaşı Weistock’un yaptığı bu vahşetten General Hunter Weston’un, Başkomutan Hamilton’un haberi yok mu idi?
Başkomutan oradan ayrılıp Hunter Weston da ileri hatlara gidince, Yüzbaşı John Weistock, Seddülbahir’in en uç kısmında tahtadan bir baraka yaptırdı. Yirmi iki esirin yirmisi Türk, ikisi Alman’dı. Onları bu barakanın içine doldurttu; benzin döktürdü, paçavraları yaktırarak attırdı. Anadolu tarafındaki Kumkale’den Arıburnu’ndan, Seddülbahir’in tepelerinden görünen baraka tutuştu. Yirmi iki esir sağa sola kaçışmaya çalıştılar. Alev ağaç boyunca yükselip baraka çöktü. Feryat figan arasında yirmi ikisi de can verdi. Çevreyi feci bir insan eti kokusu sardı.

Değişik yerlerden bakan Türk askerlerinin gözünü yıldırmak için Yüzbaşı Weistock’un yaptığı bu vahşetten General Hunter Weston’un, Başkomutan Hamilton’un haberi yok mu idi? Haberleri olmasaydı, işlenilen bu cinayetten dolayı Yüzbaşı Weistock hakkında soruşturma açmazlar mıydı?

Sadece bu kadar mı?

Bugün Irak ve başka yerlerde yaşananlarla ne kadar da benzeşiyor değil mi?

Bu kadar mı? Elbette değil… Bugünü anlama adına şunları da kaydetmemek eksiklik olur. Şöyle yazmışız;

Gelelim asıl savaş ayıbına. İngiltere Birinci Cihan Harbi sırasında 10 binden fazla Türk’ü kör etmiştir. Evet, 10 binden fazla Türk İngilizler tarafından kör edilmiştir.

 Meclis 1921 yılında aldığı kararla konunun 2 mebus tarafından takip ve kobay olarak kullanılan Türk askerlerinin tespit edilmesini kararlaştırdı.
Osmanlı askerlerinden 150 bine yakın esir 2 yıl süreyle Seydibeşir’de kaldılar. Bu 150 bin kişiden yaklaşık 15 bini zorla içi krizol dolu çukurlara sokuldu, içmek zorunda bırakıldı. Zavallı askerler başlarındaki süngülü askerlerin iteklemesiyle başını suya sokmak zorunda kalıyor ve birkaç dakika içinde kör oluyorlardı. Bir savaş suçu olan bu davranış 2 yıl boyunca sürdü. Hem de İngiliz tabiplerin eşliğinde.

Ankara’da TBMM açılınca konu Büyük Millet Meclisine taşındı. Meclis 1921 yılında aldığı kararla konunun 2 mebus tarafından takip ve kobay olarak kullanılan Türk askerlerinin tespit edilmesini kararlaştırdı. Lozan Müzakereleri, yeni kurulan Cumhuriyet derken bu işle görevlendirilen iki mebus olan Şeref ve Faik Beyler ellerindeki bilgileri düzenleyip meclise sunamadılar. Böylece olay İngilizlerin yanına kar kalmış, bir savaş suçu olan bu olay yüzünden ne tazminat ödemiş, ne de özür dilemiştir. Olan 15 bin kör kalan askere olmuştur.

Emanet ölüler…

Onlar böyle yaparken biz ne yaptık…

İngiltere'de yayımlanan dünyanın saygın gazetelerinden The Independent'in ünlü köşe yazarı Robert Fisk, Gelibolu'nun hayaletlerinden alınacak dersler" başlıklı makalesinde, Atatürk'ün Gelibolu'da savaşta ölen yabancı askerler için söylediği sözlerin, bir lider tarafından sarf edilmiş en şefkatli ifadeler olduğunu yazdı. Robert Fisk yazısında, Atatürk’ün, Çanakkale’de ölen yabancı askerler için, "Şimdi dost bir ülkenin topraklarında yatıyorsunuz. Huzur içinde uyuyun. Bizim için Mehmetler ile Jonny'ler arasında bir fark yok”, dedikten sonra, yabancı şehitlerin annelerine de, "Oğullarını uzak ülkelerden buraya gönderen anneler siz de gözyaşlarınızı silin. Oğullarınız şimdi bizim bağrımızda huzur içinde yatıyor. Canlarını bu ülkede kaybederek, onlar artık bizim de evlatlarımız oldu" sözlerine yer verdi.

Kısacası, kültürümüzde alçaklığa alçaklıkla mukabele etmek yoktur. Kötülükte onlar bizim hocamız olmayacak, bizler iyilikte onlara örnek olacağız. Her ne şart altında olursa olsun… Göreceksiniz, sonunda insanlık kazanacak. Biz kazanacağız.

Çanakkale Zaferi’ni kazandık da ne oldu, düşman daha sonra elini kolunu sallayarak geçti demeyin.  Bu zafer bize Türkiye Cumhuriyeti’ni kazandırmıştır. Çünkü Mustafa Kemal, Çanakkale ruhunun, Türk Kurtuluş Savaşı’nın dinamosunu oluşturduğunu ifade etmiştir.

Yararlı linkler…

Yazıyı bitirmeden önce, Çanakkale Zaferi hakkında ayrıntılı bilgi almak isteyenlere kaynak önermiş olalım. Özellikle Yarımada Yayıncılığın okuyucunun istifadesine sunduğu Çanakkale’ye özel kitaplar bu alanda büyük bir boşluğu doldurmaya yardımcı oldu. Kısa sürede yayınladıkları çok sayıda kitabın yanı sıra, internet ortamında da önemli bilgileri okuyucuların istifadesine sundular. Kendilerine teşekkür ediyoruz. Bunlardan bazıları…

1- İl İl Çanakkale Şehitleri

2- Çanakkale’de Kürt Civanlar

Çanakkale’de sadece Müslüman halk değil, bu topraklarda yaşayan ve Türklerle et tırnak gibi kaynaşan Gayrimüslim vatandaşlarımızdan da vatanı için hayatını verenler oldu. (M. Gündem’in araştırmasına buradan ulaşabilirsiniz)

Tüm şehitlerimizi saygı ve rahmetle anıyoruz.

www.osmanozsoy.com

 

 
< Önceki   Sonraki >
 

Üye Girişi

Ziyaretçi Sayacı

Bugün: 11
Dün: 37
Bu ay: 1127
Toplam: 111335

Ziyaretçilerin Ülkeleri

Today 's Top 5
 100 % United States